Bodrum’un Sit Alanları Müzayede Masasında

Doğal sit alanının açık artırma usulü satışa sunulacağı haberi ile uyanıyorsun bir sabah. Bir yandan için üzülüyor, diğer yandan; eleden ne gelir diye muhasebe içinde buluyorsun kendini.

Köşe Yazıları Yayın: 27 Ocak 2026 - Salı - Güncelleme: 27.01.2026 19:13:00
Editör -
Okuma Süresi: 4 dk.
Google News

Doğal sit alanının açık artırma usulü satışa sunulacağı haberi ile uyanıyorsun bir sabah. Bir yandan için üzülüyor, diğer yandan; eleden ne gelir diye muhasebe içinde buluyorsun kendini. 

Yine bir imza, yine bir ihale, yine aynı gri son... Bodrum’un kadim ağaçları, dokunulmamış kıyıları ve o meşhur "Mavi Sürgün" ruhu, bir kez daha en yüksek teklifi verenin insafına terk ediliyor.

Adına "Koruma Alanı" denilen bu toprakların, "imar planı" adı altında beton bloklara kurban edilmesi artık bir rutin haline geldi. 

Bugün o ihale masasında çekiç sadece bir parsel için inmiyor; Bodrum’un geleceği, ekosistemi ve hepimizin anıları için iniyor. Maviyi ve yeşili betona gömdüğünüzde, geriye ne üzerinde yaşayacak bir Bodrum kalacak ne de o çok övündüğünüz lüksün bir değeri.

Eğer bu imar iştahı, bu "doğa sadece üzerine beton dökülecek bir arsadır" mantığı devam ederse; çok uzağa değil, 2040’ların Bodrum’una bir göz atalım. İşte bizi bekleyen o distopya:

 Beyazın Değil, Grinin Hakimiyeti
Bodrum denince akla gelen o ikonik, begonvilli iki katlı beyaz evler artık birer müze objesi. Yeni Bodrum, tepelerin ardına saklanmış devasa kütlelerden, denizi görmeye çalışan ama sadece birbirinin balkonunu izleyen cam kulelerden ibaret. Makilik alanlar, zeytinlikler ve o meşhur sandal ağaçları, yerini "doğa konseptli" ama içinde tek bir canlı ağaç barındırmayan rezidanslara bıraktı.

Su Savaşları ve Tuzlu Musluklar
Doğal su kaynaklarının üzerine kurulan siteler ve aşırı nüfus, yarımadanın yeraltı sularını bitirdi. Musluklardan artık su değil, arıtılmaya çalışılan acı bir sıvı akıyor. Zenginlerin malikanelerindeki devasa havuzlar dolar dolmaz, arka mahallelerde haftalar süren kesintiler başlıyor. Bodrum artık bir "tatil cenneti" değil, suyun altın değerinde olduğu bir kaynak krizi merkezi.

 Özelleştirilmiş Kıyılar, Hapsedilmiş Deniz
Deniz orada, bir nefes kadar yakın ama ulaşmak imkansız. Her koy bir "beach club"ın, her sahil bir otelin tapulu malı haline gelmiş. Bodrumlu, kendi memleketinde denize girecek bir karış çakıl taşı bulamıyor. Kıyılar, devasa beton iskelelerle ve denizin içine kadar giren lüks localarla "talan" edilmiş durumda.

Mikroklima İflası
O meşhur Bodrum rüzgarı artık serinletmiyor. Çünkü tepelere dikilen devasa bloklar, hava akımını bir duvar gibi kesiyor. Betonun emdiği ısı, gece boyunca yarımadayı bir fırına çeviriyor. Doğal bitki örtüsü yok olduğu için nem oranı yükselmiş; o ferah Bodrum havası yerini ağır, yapış yapış bir neme bırakmış.

"Kendi ayağına sıkan bir turizm ve imar anlayışıyla, bindiğimiz dalı değil, doğrudan gövdeyi kesiyoruz."
Bodrum, bir zamanlar bir ruhu olan, yazarları ve sanatçıları besleyen bir kaçış noktasıydı. Şimdi ise kendi başarısının kurbanı olmuş, aşırı ticarileşmenin dişlileri arasında ezilen bir şantiye alanı. Eğer imar planları "rant" yerine "ekosistem" odaklı revize edilmezse; gelecekte Bodrum’a gelenler masmavi bir deniz değil, pahalı bir beton mezarlığı bulacaklar.

Hâlâ vakit varken sormak lazım: Cenneti yok ederek inşa ettiğiniz o lüks odalarda, yarın kimi ağırlamayı planlıyorsunuz? Çünkü doğa bir kez gittiğinde, hiçbir "VIP hizmet" onu geri getiremeyecek.

Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.