Bodrum’un Suyu mu Bulandı, Birilerinin İştahı mı Kabardı?
Bodrum’un kronikleşen su çilesi, artık patlayan boruların gürültüsünden ziyade, kapalı kapılar ardında fısıldanan "milyarlık" projelerin sesiyle yankılanıyor. Sahne aynı, oyuncular değişiyor ama senaryo hep o bildiğimiz "kurtarıcı" formülü üzerine kurulu:

Bodrum’un kronikleşen su çilesi, artık patlayan boruların gürültüsünden ziyade, kapalı kapılar ardında fısıldanan "milyarlık" projelerin sesiyle yankılanıyor. Sahne aynı, oyuncular değişiyor ama senaryo hep o bildiğimiz "kurtarıcı" formülü üzerine kurulu: Desalinasyon. Yani denizden su arıtma.
Hatırlayalım; Ahmet Aras henüz Bodrum Belediye Başkanı iken, yetki alanında olmamasına rağmen bu konuyu bir "can simidi" gibi dile getirmişti. Bugün ise Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı koltuğunda oturuyor ve o günkü söylemlerini, patlayan ana isale hatlarının toz dumanı eşliğinde devasa bir yatırıma dönüştürmeye hazırlanıyor.
Kriz mi Fırsat mı?
Garip bir tesadüftür ki; ne zaman Bodrum’un su hatları birer birer patlamaya başlasa, kamuoyuna hemen "başka çaremiz yok, denizden su arıtacağız" mesajları servis ediliyor. Bilim insanları, iklim uzmanları ve bu işin gerçek duayenleri ise bir köşede feryat ediyor: "Desalinasyon, sürdürülebilirlik açısından son çaredir, ekolojik maliyeti yüksektir, enerji canavarıdır!"
Peki, uzmanların bu uyarıları neden karar vericilerin kulağından girip diğerinden çıkıyor? Neden mevcut hatların rehabilitasyonu ya da daha rasyonel su yönetimi projeleri değil de, bütçeyi adeta yutacak olan bu devasa sistemler dayatılıyor?
Bir gazeteci olarak sormak zorundayım: Bu ısrarın arkasında sadece Bodrum'un susuzluğu mu var, yoksa bu işten nemalanacak devasa bir "desalinasyon lobisi" mi?
Cumhurbaşkanlığı’ndan onayların alındığı, imzaların atıldığı ve bütçelerin ayrıldığı haberleri birer birer önümüze düşüyor. Görünen o ki, bu para bir şekilde harcanacak. Ancak bu bütçenin Bodrum’un geleceğini mi kurtaracağı, yoksa belirli sermaye gruplarının kasasını mı dolduracağı konusu, en az deniz suyu kadar tuzlu ve yakıcı bir gerçek olarak karşımızda duruyor.
"Şüphe, gerçeğe giden yolun ilk durağıdır."
Eğer bir yerde çözüm, sorunun kendisinden daha pahalı ve ekolojik olarak daha riskli ise orada durup bir düşünmek gerekir. Ahmet Aras ve ekibi, bilimin sesine mi kulak veriyor yoksa "birilerinin" fısıltısına mı?
Bodrum halkı susuz kalmamalı, evet. Ama Bodrum’un geleceği, "oldubitti" projelerle ve büyük bütçeli ihalelerin gölgesinde deniz suyuna boğulmamalı. Biz takipteyiz; atılan her imzanın, harcanan her kuruşun ve o çok sevdiğiniz "desalinasyon" kelimesinin altında yatan asıl niyetin peşini bırakmak olmaz.










