Bodrum’un Mimar Başkanı ve Metalden Kitsch Tiyatrosu
Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci’nin mimarlık unvanını her vesileyle zihnimize kazıma çabası artık kişisel bir imaj çalışması olmaktan çıkıp, kentin kamusal alanlarını işgal eden bir bütçe ve estetik krizine dönüştü.

Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci’nin mimarlık unvanını her vesileyle zihnimize kazıma çabası artık kişisel bir imaj çalışması olmaktan çıkıp, kentin kamusal alanlarını işgal eden bir bütçe ve estetik krizine dönüştü.
Sağ olsun, Gıda A.Ş.’nin büfelerindeki limonata bardaklarından bank tasarımlarına kadar her detayda bu unvanı gözümüze sokmak için üstün bir gayret sarf ediliyor. Ancak mesele sadece "ben mimarım" mesajı vermekle kalsaydı, belki bunu gençlik heyecanına verip tebessümle karşılayabilirdik. Ne var ki Bodrum’da beliren son işler, kamu kaynaklarının nasıl bir seri "kitsch" (kiç) üretimine harcandığını gözler önüne seriyor.
Süreç aslında Aya Nikola Kilisesi projesiyle sinyal vermişti. Sayın Başkan orada sıfırdan bir şey inşa etmiyor; "rekonstrüksiyon", "restorasyon" ve "yeniden yorumlama" adı altında tarihi mirasa müdahale ediyor. Fakat ne hikmetse bu "yeniden yorumlama" anlayışı, yapının aslına sadık kalmak yerine orijinalinde var olan kubbe ve çan kulesini budamakla sonuçlandı. Tarihi bir eseri eksik, ruhsuz ve aslından kopuk bir siluetle "yeniden yorumlama" girişimi henüz hafızalarda tazeliğini korurken, belediyenin metal sevdası patlak verdi.
Öncesinde Turgutreis Kavşağı’nda sergilenen metal Osmanlı kadırgası objesi, yönetimin aynı metal atölyesiyle yol yürümeye ne kadar kararlı olduğunun ilk işaretiydi. Ardından bu zincire, metalden yapılma "Mozole" anıtı eklendi. Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olan Halikarnas Mozolesi’nin ihtişamlı mirasını, bükülmüş çelik levhalarla kentin ortasına dikmek tam anlamıyla bir "kitsch" örneğidir.
Nitekim Sayın Başkan, Eylül ayı meclis oturumunda yükselen tepkilere karşı savunmasını yaparken adeta bu kitsch anlayışın kitabını okudu. Kürsüye çıkıp o soğuk metal yığınına edebî bir ulvilik kazandırmaya çalışarak; "Günün en aydınlık anında oradaki o karanlık metal kütlesi, Bodrum'un Mozole'den mahrum kalışının karanlığıdır" türünden romantik bir metafora sığındı. Ardından da ekledi: "Amacımız gündem yaratmaktı, dikkat çektik. Bir sıfırdan büyüktür..."
İşte mimari sığlık ve "kitsch" tam olarak bu cümlelerde gizli! Zaten kitsch dediğimiz şey tam olarak budur: Estetikten ve sanatsal derinlikten yoksun, kaba bir metal kütlesini alırsınız; üzerine edebi ve felsefi süslü laflar boca ederek ona zorlama bir anlam katmaya çalışırsınız. Günün aydınlığındaki o göze batıcı görsel kirliliği "karanlık metaforu" diye yutturmaya çalışmak, kent estetiğine yapılmış bir katkı değil, başarısız bir kılıf uydurma sanatıdır. Bir tarihi eseri niteliksiz metal parçalarıyla harmanlayıp "nasıl olsa dikkat çektik" diyerek savunmak ise belediyeciliği ve mimarlık mesleğini ucuz bir PR çalışmasına indirgemektir.
İşin edebî fantezileri bir yana, asıl yakıcı soru şudur: Kamunun kaynakları bu rüküş metalleşmeye mi harcanacak?
Bir mimarın kent estetiğine katkısı; kentin tarihsel ve çevresel dokusuyla uyumlu projeler üretmektir. Tarihi yapıları "yeniden yorumlama" kılıfıyla kuşa çevirmek, ardından kentin parasını "bunu da ben çizdim" denilerek yerel atölyelerde ürettirilen ve estetikten nasibini almamış metal objelere aktarmak açık bir kamu israfıdır. Bodrum halkının vergileri, bir belediye başkanının kişisel mimarlık stajına, edebi metaforlarla makyajlanmış kitsch oburluğuna sponsor edilmek zorunda değildir.
Kamuoyu ve sosyal medyada yükselen tepkiler de tam olarak bu noktada birleşiyor:
"Bodrum’un binlerce yıllık tarihsel mirası, atölyeden çıkma soğuk metal yığınlarıyla ve meclis kürsüsünden yapılan edebi ajitasyonlarla geçiştirilemez."
"Turgutreis’teki kadırga objesinden sonra dikilen bu metal kütle, estetik bir facia olduğu kadar kamu kaynaklarının da israfıdır."
"Mimar bir başkan kentin bütçesini heykel atölyelerine harcamak yerine, Bodrum’un altyapısına ve gerçek mimari kimliğine harcamalıdır."
Sayın Başkan’ın mimarlık diploması elbette değerlidir; ancak kamu bütçesiyle sokaklara serpilen bu metalik fanteziler, zorlama metaforlar ve keyfi "yeniden yorumlamalar", Bodrum’un ne estetiğine ne de cebine iyilik getiriyor. Bodrum, metal sergisi ya da "bir sıfırdan büyüktür" mantığıyla idare edilecek bir kitsch denemeler tahtası değildir.










