Muğla Siyasetinin "Aydın"lık ve "Gölgeli" Yanı: Aydın Ayaydın Portresi
Siyasetin de kendine has, kadim bir terazisi vardır; adına sandık derler. Sandıklar kurulur, afişler sökülür, meydanlardaki o tantanalı sesler gün gelir diner. İşin hülasası seçim biter ama Muğla gibi garip bir memlekette hikâye kolay kolay bitmez.

Siyasetin de kendine has, kadim bir terazisi vardır; adına sandık derler. Sandıklar kurulur, afişler sökülür, meydanlardaki o tantanalı sesler gün gelir diner. İşin hülasası seçim biter ama Muğla gibi garip bir memlekette hikâye kolay kolay bitmez. Bazı isimler vardır ki, sandıktan çıkan sonuçtan bağımsız olarak kentin gündeminde bir gölge gibi kalmaya devam eder.
Aydın Ayaydın da tam olarak böyle bir isim işte.
Son 15 Temmuz protokol fotoğrafını görünce oturdum, kendi kendime bir muhasebe yaptım. İnternete, Google’a düşmüş haberlere, kendi sosyal medya hesaplarından paylaştığı karelere baktım. Kronolojik bir sıra gözetmeksizin, zihnimde yarattığı akisleri düşündüm; bu kentte sahiden "Aydın Ayaydın ne yapmış, geriye ne bırakmış?" dedim. Zihnimde kalanları, hafızamı yoklayınca ilk elden aklıma gelenleri bir bir önüme koydum.
Şunlar geldi aklıma:
Onu yalnızca son yerel seçimin AK Parti Büyükşehir adayı olarak anlatıp geçmek, eksik bir kelam olurdu. Yıllarca milletvekilliği yapmış, bakanlık koltuğuna oturmuş, akademik geçmişi olan ve Ankara koridorlarında uzun yıllar siyasetin merkezinde yer almış deneyimli bir figürdür. Yani anlayacağınız, Ayaydın’ın hikâyesi bir seçim otobüsünün üzerinde, hoparlör cızırtıları arasında başlamadı.
Yıllardır CHP’nin kalesi olarak bilinen bir kentte sahaya çıkması, “Dengeler değişir mi?” sorusunu da beraberinde getirdi. Çünkü yerel siyasette bazen adayın kendisi kadar, heybesinde taşıdığı devlet tecrübesi ve Ankara ilişkileri de bir beklenti yaratır. Ancak neticede sandık kuruldu ve Muğla seçmeni tercihini Ahmet Aras’tan yana kullandı.
Dedik ya, siyasette bazen seçim sonucu her şey demek değildir. Bazı aktörler seçimi kaybeder ama kamuoyunun hafızasındaki yerini korumaya, tartışılmaya devam eder. Aydın Bey de bu ikinci grupta duruyor. Zira hukuk dosyaları bir şekilde kapanabilir, fakat kamuoyunun hafızası bazen mahkeme kararlarından daha uzun yaşar. Bir fotoğraf karesi, sayfalarca açıklamadan daha fazla akılda kalır.
Milas’taki o şehit cenazesinde kameralara yansıyan görüntüleri hâlâ hafızalardaki yerini koruyor. Ardından Muğla'da oldukça ses getiren, basın ve siyaset ilişkileri üzerine ciddi tartışmalar yaratan o “Sakaraltı-Sakarüstü davası” süreci... Aydın Ayaydın bu süreçte “müşteki bile değilim” diyerek davanın doğrudan tarafı olmadığını ifade etse de, kamuoyu vicdanı meseleyi kendi terazisinde tartmaya devam ediyor.
Geçmişten gelen referanslar da cabası... Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın diplomasıyla ilgili tartışmaların yaşandığı dönemde, kendisinin hocası olduğunu ve asistan olarak derslerine girdiğini ifade etmesi, bugünün siyasi dilinde bir referans olarak kayıtlara geçti. Yine Bodrum Gölköy’deki villa meselesi, orman sınırından çıkarılan alanlar ve Danıştay’ın bu işleme "hukuka uygun değil" demesi karşısında Ayaydın’ın "söz konusu alanla bir bağım yok" açıklaması da bu bağlamda hafızalarda yer etti.
Bütün bu başlıklar, bizi yerel siyasetin o en yalın gerçeğine götürüyor: Ankara’daki yüksek tavanlı, klimalı koridorlardan ziyade, sokaktaki ve kahvedeki tahta sandalyedeki karşılığınız nedir?
İşte en başta da bahsettiğim, o zihnimi kurcalayan Bodrum'daki 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü törenindeki o kare tam da bu yüzden önemli. Devlet protokolünün yer aldığı alanda, en ön sırada yine baş köşedeydi Aydın Bey. Üstelik bu fotoğrafı, gayet olağan bir durummuş gibi bizzat kendi sosyal medya sayfasından da paylaştı. Gururla, altını çizerek...
Ben şaşırdım elbet, insan sormadan edemiyor:
Sayın Ayaydın; seçim bitmiş, adaylık dönemi geride kalmışken o protokolde sizin ne işiniz vardı? Hangi resmi sıfatla, hangi devlet vasfıyla oradaydınız?
Ben o fotoğrafı kendi zihnimde bir "siyasi ağırlık" gösterisi olarak yorumlamaya çalışırken, yanımda bulunan bir arkadaşım da kareye bakıp, "Peki, bu partinin kendi çocukları, o seçilmiş yerel teşkilat bu tablonun neresinde?" diye sordu. Arkadaşımın bu tespiti haklıydı; siyasette bazen bizzat paylaştığınız tek bir fotoğraf karesi, saatlerce süren nutuklardan daha çok şey anlatır vesselam.
Şimdi asıl soruya gelelim: Aydın Ayaydın, Muğla siyasetinde nasıl anılacak? Güçlü geçmişi olan bir devlet adamı olarak mı, yoksa yukarıda saydığımız o gölgeli yanlarıyla mı?
Bunu zaman gösterecek. Kararı siz verin gâri... Ancak unutmamak gerekir ki şehirler kolay ikna olmaz. Özellikle Muğla gibi hafızası yeşilinden daha derin olan memleketler, kimlerin gelip geçtiğini de, kimlerin nasıl izler bıraktığını da asla unutmaz.
Aydın Bey'in hikayesinin bundan sonraki bölümünü ne Ankara'daki kulisler yazacak ne de ön sıradaki protokol koltukları. Asıl sözü yine Muğla söyleyecek.










