Sorunu Değil, Işığı Aramak

Aslında bugün başka bir köşe yazısı yazacaktım.

Köşe Yazıları Yayın: 30 Eylül 2026 - Çarşamba - Güncelleme: 30.09.2026 21:20:00
Editör -
Okuma Süresi: 4 dk.
Google News

Aslında bugün başka bir köşe yazısı yazacaktım.

Bir siyasi portrenin kişiliğinin dışa vurumu olarak zaman zaman tanık olduğum, kimi zaman da bizzat maruz kaldığım öfke nöbetlerini; bu öfkenin siyasete, yönetime ve vatandaşla kurulan ilişkiye nasıl yansıdığını anlatacaktım. Yazı hazırdı. Yalnızca son noktayı koyup yayımlamak kalmıştı.

Fakat değişiklik icap etti.

Bazen gazetecilikte de böyle olur. Yazıyı siz kurarsınız ama hayat, önünüze başka bir soru koyar. O zaman hazırladığınız yazıya inat etmek yerine, karşınıza çıkan sorunun peşinden gitmek gerekir.

Ben de bugün öyle yaptım.

Çünkü mesele yalnızca bir siyasi kişinin öfke nöbetleri değil.

Daha başka bir mesele var:

Bir siyasetçi, yol haritasını nerede ve neye bakarak çizer?

Hoca Nasreddin’in meşhur fıkrasını bilirsiniz.

Hoca Nasreddin bir gün kıymetli yüzüğünü kaybeder. Komşuları onu evinin avlusunda telaşla bir şeyler ararken görür. Yardıma koşarlar. Hep birlikte aramaya başlarlar. Avlunun her köşesi didik didik edilir.

Saatler sonra komşulardan biri sorar:

“Hocam, yüzüğü burada kaybettiğinize emin misiniz?”
“Eminim.”

“Peki, nerede kaybettiniz?”
“Ahırda.”

Komşular şaşkın:

“Öyleyse neden burada arıyoruz?”

Hoca Nasreddin’in cevabı kısa ve düşündürücüdür:

“Orası karanlık.”

Fıkra dediğimiz şey bazen yalnızca güldürmez. İnsan davranışının, hatta siyaset anlayışının üzerine tutulmuş küçük bir aynadır.

Siyasette de zaman zaman tam olarak bunu görüyoruz.

Sorunun kaynağı başka yerdedir ama çözüm aydınlıkta aranır.

Çünkü karanlığa girmek kolay değildir.

Karanlık; insanın kendi davranış biçimi olabilir.

Kendi öfkesi olabilir.

Kendi kararları olabilir.

Etrafındaki kadronun niteliği olabilir.

Liyakat yerine yakınlığın, eleştiri yerine itaati öne çıkaran bir yönetim anlayışı olabilir.

Kısa vadeli siyasi hesapların uzun vadeli kamu yararının önüne geçirilmesi olabilir.

Yanlış olduğu görüldüğü halde sürdürülen projeler olabilir.

Vatandaşın itirazını dinlemek yerine, itiraz edeni sorun olarak görmek olabilir.

Hatta bütün bunların toplamı olabilir.

İşte insan, kendi karanlığına bakmak istemediğinde, çözümü başka yerlerde aramaya başlar.

Muhalefette…

Basında…

Sosyal medyada…

Eleştirende…

Kendisine itiraz edende…

Oysa bazen sorun, bütün bunların dışında değil; tam da insanın kendi yönetme biçiminin içindedir.

Bir siyasetçinin gerçek sınavı, ışığın altında ne kadar iyi göründüğü değildir.

Karanlığa girip kendi yolunu orada yeniden çizebilip çizemediğidir.

Çünkü yönetmek, yalnızca başkalarının hatalarını görmek değildir.

Bazen kendi hatanızın karşısında durabilmektir.

Kendi öfkenizle yüzleşebilmektir.

Kendi kadronuza bakabilmektir.

Kendi kararlarınızı yeniden sorgulayabilmektir.

Ve gerektiğinde bütün siyasi konforu bir kenara bırakıp şu cümleyi kurabilmektir:

“Burada bir yanlış yaptım.”

Belki de siyasetin en zor tarafı budur.

Kendi karanlığından kaçmadan yolunu yeniden çizebilmek.

Çünkü iyi bir yol haritası, yalnızca nereye gidileceğini göstermez.

Nereden geçilmemesi gerektiğini de öğretir.

Bugün aslında başka bir yazıyı yayımlayacaktım.

Öfke nöbetlerini anlatan o yazı hazır.

Ama öyle icap etti.

O yazı başka bir güne kaldı.

Çünkü bazen yazının yönünü değiştiren şey, gazetecinin fikrinden çok hayatın kendisidir.

Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.