Bodrum’u Fiyat Algısına Hapsedip Gerçeği Iskalamak
Bodrum Belediye Meclisi’nin son oturumunda Belediye Başkanı Tamer Mandalinci’nin, sosyal medya üzerinden ilçedeki fiyat politikalarını ve abartılı rakamları eleştirenlere yönelik sitemli çıkışı dikkat çekti.

Bodrum Belediye Meclisi’nin son oturumunda Belediye Başkanı Tamer Mandalinci’nin, sosyal medya üzerinden ilçedeki fiyat politikalarını ve abartılı rakamları eleştirenlere yönelik sitemli çıkışı dikkat çekti.
“Hem burada yaşayıp hem buradan şikâyet etmek” eksenine oturan ve sitemi aşarak yer yer “ihanet” söylemine varan bu yaklaşım, kent üzerine düşünen herkesi yeniden bir muhasebe yapmaya davet ediyor.
Öncelikle şunu netleştirmek gerekir: Bizler bu kentte yaşamını sürdüren, işini yapan basın mensupları ve yazarlar olarak eleştirilerimizi sosyal medya dedikoduları üzerinden biçimlendirmiyoruz; haber yapıyoruz, tanıklık ettiğimizi kaleme alıyoruz. Takdir edilecek bir belediye hizmeti ya da kent yararına bir adım gördüğümüzde bunu haberleştirirken kimseden madalya beklemediğimiz gibi, kentin aksayan yönlerini veya toplumsal rahatsızlıkları dile getirdiğimizde de “ihanet” ithamını üzerimize almıyoruz.
Şüphesiz Bodrum’un ismi, ulusal ve uluslararası basında sıkça fiyat algısıyla, dudak uçuklatan lahmacun-hamburger rakamlarıyla veya astronomik şezlong kiralarıyla anılıyor. Sayın Mandalinci’nin de belirttiği gibi; bu kentte dar gelirlinin de karnını doyurabileceği noktalar var, lüks segmentte afaki rakamları ödemeyi göze alan kitleye hitap eden mekânlar da... Serbest piyasa ekonomisi içerisinde bu tür fiyat farklılaşmaları münferit olaylar olarak kalabilirdi. Ancak günümüz dünyası artık global bir köy. Sosyal medyadaki tek bir paylaşım, tek bir "tık", kitlelerin tercihlerini anında yönlendirebiliyor. Dolayısıyla münferit denilip geçilecek durumlar, bir süre sonra kentin genel algısına dönüşüyor.
Ancak Bodrum’un asıl meselesi bir lahmacunun fiyatı ya da bir şezlongun kirası değildir. Bu yüzeysel tartışmalara takılıp kalmak, kentin derinleşen temel sorunlarını gözden kaçırmamıza neden oluyor.
Bodrum’a ilk kez 1991 yılında gelmiş birisi olarak; o dönemin turizm anlayışı, niteliği ve vizyonu ile bugünkü tablo arasında dağlar kadar fark olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bugün bilimsel ve istatistiki veriler ışığında samimi bir analiz yaptığımızda, Bodrum’un turizm liginin üst sıralarından gerilere doğru irtifa kaybettiğini kabul etmemiz gerekiyor.
Peki Bodrum neden bu noktaya geldi?
Birincisi; Kıyı Kenar Kanunu açıkça ortadayken, kıyıların ve deniz lekesinin sermaye tarafından işgal edilmesine göz yumulması, halkın denize erişim hakkının neredeyse elinden alınmasıdır. Bodrum turizmi uzun yıllar boyunca "deniz, kum ve güneş" üçlemesine teğet geçirilerek yürütülmeye çalışılmış, kıyılar rant uğruna feda edilmiştir.
İkincisi ve belki de en büyüğü; kentin tarihsel ve kültürel derinliğinin ıskalanmış olmasıdır. Halikarnassos; mitolojik çağlardan bu yana dünya hafızasında yer etmiş, Heredot’tan Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olan Mausoleum’a kadar muazzam bir mirasa ev sahipliği yapan antik bir kenttir. Böyle bir tarihsel mirasa sahip bir kenti sadece plaj turizmine, yeme-içme sektörüne ve gece hayatına indirgemek Bodrum’un tarihsel sürecindeki en büyük handikapı olmuştur.
Kültürel mirasa sahip çıkmaktan bahsederken elbette bu yaklaşımın "niteliği" de en az niyet kadar hayati bir önem taşıyor. Kültürel dokuyu koruyacağız derken ortaya konan işlerin içi boşalmamalı. Bakanlık izniyle yürütülen rekonstrüksiyon projesinde Aya Nikola Kilisesi, çan kulesi olmadan inşa ediliyor. Çan kulesiz bir kilise rekonstrüksiyonu; kubbesiz bir Ayasofya ya da minaresiz bir Selimiye tasavvur etmek gibidir. Son basın kahvaltısında çanın yerleştirileceğinden bahsedilince projenin revize edilip edilmediğini sorduğumuzda, Sayın Mandalinci’den “Yok, sadece çanı yerleştireceğiz” yanıtını almak, koruma anlayışımızdaki nitelik krizini özetlemeye yetiyor.
Kültürel turizme hak ettiği özen ve ihtimam gösterilmediği sürece, kentin kimliğini korumak da turizm kalitesini yukarı çekmek de mümkün olmayacaktır. Şu an genelgeçer olarak deniz, kum ve güneş turizmine dayalı anlayışı sübvanse etmenin; doğayı ve kıyıları koruyamamak adına Bodrum’un geleceğine nasıl hayati bir risk yüklediğini acı bir şekilde yaşayarak idrak ediyoruz. Bodrum’u yönetenlerin veya bu kentte yaşayanların yapması gereken; eleştirenlere reaksiyon göstermek ya da tartışmayı fiyat endeksine hapsetmek değil; Bodrum’un nerede irtifa kaybettiğini bilimsel verilerle masaya yatırmaktır. Yerel ve merkezi iktidar ayrımı gözetmeksizin, samimi bir şekilde Bodrum’u hak ettiği lige taşıyacak kapsamlı bir kültürel miras hamlesini başlatmak artık hayati bir önem taşımaktadır.










