Gazetecilik mi, Dijital Alkış Ekonomisi mi?

Gazetecilik zor bir meslekti. Şimdi daha da zor.

Köşe Yazıları Yayın: 13 Mart 2026 - Cuma - Güncelleme: 13.03.2026 01:13:00
Editör - Ali Peltek
Okuma Süresi: 4 dk.
Google News

Gazetecilik zor bir meslekti. Şimdi daha da zor.

Eskiden bir haberin doğruluğu tartışılırdı. Şimdi ise kaç kişinin beğendiği, kaç yorum aldığı, kaç kez tıklandığı konuşuluyor. Haber değeri yavaş yavaş başka bir ölçüye teslim olmuş durumda: dijital görünürlük.

Sosyal medya çağında gazetecilik giderek bir alkış ekonomisine dönüşüyor. Ne kadar tartışma yaratıyorsanız o kadar görünür oluyorsunuz. Ne kadar sert, ne kadar kışkırtıcıysanız o kadar hızlı yayılıyorsunuz.

Bu tabloyu yalnızca basına yüklemek ise kolaycılık olur.

Çünkü siyasetin basına bakışı da değişmiş durumda. Bugün birçok siyasetçi basını yaptığı işin niteliğine göre değil; takipçi sayısına, aldığı yorumlara, beğeniye ve tıklanma rakamlarına göre değerlendirme eğiliminde.

Gazetecilik neredeyse bir sosyal medya performansına indirgenmiş durumda.

Oysa gazetecilik algoritmaların değil, kamunun mesleğidir.

Bir başka dikkat çekici tablo da basın ile siyaset arasındaki ilişkinin giderek farklı bir yöne evrilmesi. Eleştirel basınla mesafe koyan, hatta zaman zaman onu yok sayan bir siyaset anlayışı; buna karşılık kendisine yakın mecralarla daha sıcak ilişkiler kurabiliyor.

Bundan önceki yazımda da değindiğim gibi, bazı siyasetçiler için mesele basının özgürlüğü değil, kendi basınını oluşturabilmek haline geliyor.

Ancak mesele sadece siyaset ve sosyal medya ekonomisiyle sınırlı değil. Türkiye’de resmi ilan ve reklam dağıtımında yetkili kurum olan Basın İlan Kurumu’nun dijital mecraları değerlendirirken büyük ölçüde Google algoritmalarını ve trafik verilerini esas aldığı biliniyor.

Bu yaklaşım ilk bakışta teknik bir ölçüt gibi görünse de yerel basın açısından ciddi tartışmalar yaratıyor. Çünkü gazeteciliğin değeri yalnızca algoritmaların ürettiği sayılarla ölçülemez.

Örneğin Muğla gibi güçlü bir yerel basın geleneğine sahip bir ilin, bu ölçütler nedeniyle sistemin dışında kalması ya da yeterince temsil edilmemesi eleştiriliyor. Oysa yerel basın yalnızca trafik üreten bir mecra değildir; bulunduğu kentin hafızasını tutan, gündemini kayıt altına alan bir kamusal işlev görür.

Reklam almayan bir basın emekçisi olmakla birlikte, onlarca kişiye istihdam sağlayan, kamu vicdanına ayna tutan yerel gazetelerin içinde bulunduğu duruma kayıtsız kalmak mümkün değildir.

Bu noktada bir başka soru daha ortaya çıkıyor: Muğla’daki gazeteci cemiyetleri bu konuda ne yapıyor? Yerel basının sistemin dışında kalması tartışılırken, meslek örgütlerinin daha görünür bir destek ve dayanışma göstermesi beklenmez mi?

Gazeteci cemiyetlerinin basın kuruluşlarının yanında yer alması, Ankara nezdinde kulis yürütmesi, yerel basının haklarını savunacak girişimlerde bulunması meslek örgütlerinin en temel sorumluluklarından biridir. Yerel basın yalnız bırakıldığında yalnızca gazeteler zayıflamaz; aynı zamanda bir kentin hafızası da sessizleşir.

Gazeteciliği sadece sayılara indirgerseniz, sonunda haberi gazeteciler değil algoritmalar yazmaya başlar.

Basın sadece alkış duyarsa gazetecilik zayıflar.

Siyaset sadece alkış duymak isterse demokrasi zayıflar.

Ve sonunda geriye gerçekler değil, yalnızca dijital alkış sesleri kalır.

Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.