Karbondioksit Siyaseti Ve Bodrum’un Algı Vesayeti
Bir kentin gerçek hikâyesi, reklam afişlerinde değil; o kentte yaşayan insanların yüzünde, sesinde ve nefesinde saklıdır.

Bir kentin gerçek hikâyesi, reklam afişlerinde değil; o kentte yaşayan insanların yüzünde, sesinde ve nefesinde saklıdır.
Bugün Bodrum’da derin bir nefes almaya çalışın bakalım…
Göğsünüze dolan temiz Ege havası mı, yoksa giderek ağırlaşan siyasi atmosferin karbondioksiti mi?
Ben ikincisinden fazlasıyla şüpheleniyorum.
Çünkü Bodrum’da artık yalnızca hava değil, siyaset de ağır.
Hem de hayli ağır.
---
Türkiye’nin tamamında olduğu gibi Bodrum’da da alışılmış siyasi dengelerin, ezberlerin ve ilişkilerin giderek bozulduğu, neyin ne olduğunun birbirine karıştığı bir dönemden geçiyoruz.
Adalet…
Sosyal devlet…
Kamusal sorumluluk…
Sosyal hizmet…
Bunlar bir toplumun oksijenidir.
Vatandaşın kendisini yurttaş olarak hissedebilmesinin temel koşullarıdır.
Ama bugün Bodrum’da bu oksijen kanallarının ciddi biçimde tıkandığı bir tabloyla karşı karşıyayız.
Vatandaş nefes almaya çalışıyor.
Siyaset ise sanki başka bir odada, başka bir hayatın hesabını yapıyor.
Peki bizi bu noktaya getiren algoritma nasıl işliyor?
---
Bodrum’da hayatımızı belirleyen en önemli aktörlerden biri hâlâ siyaset.
Vatandaşın beklentisi ise aslında son derece basit:
Yolunu görmek istiyor.
Suyunun akmasını istiyor.
Altyapısının çözülmesini istiyor.
Doğasının korunmasını istiyor.
Sosyal devletin varlığını hissetmek istiyor.
Adalet istiyor.
Ve bütün bunlar için hem merkezi iktidardan hem de yerel yönetimden somut bir irade bekliyor.
Peki sahada ne görüyor?
Bekleyiş.
Kararsızlık.
Yetki karmaşası.
Ve tuhaf bir istikrar…
Merkezi iktidar cephesine baktığımızda, Bodrum’un yıllardır biriken sorunlarına neşter vuracak, kentin temel meselelerini çözecek kapsamlı ve kararlı adımları hâlâ yeterince göremiyoruz.
Söylem var.
Beklenti var.
Zaman zaman vaat var.
Ama vatandaşın hayatına dokunan sonuç?
O konuda tablo hâlâ fazlasıyla cılız.
Diğer tarafta ise ana muhalefetin kendi içerisindeki hesaplaşmaları, güç mücadeleleri ve birbirini tüketen siyasi refleksleri var.
İktidara karşı etkili bir muhalefet üretmesi gereken yapı, zaman zaman kendi içerisinde birbirine muhalefet etmekle meşgul.
Vatandaş ise bütün bunları izliyor.
Ve doğal olarak soruyor:
“Benim derdimi kim çözecek?”
---
Tam da bu boşlukta, başka birileri sahneye çıkıyor.
Siyaseti yalnızca sandıkta değil, algıda da yönetebileceğini düşünen şahıslar…
Kendi siyasi ağırlığını olduğundan büyük göstermeye çalışan klikler…
Kimin ne söyleyeceğine, hangi konunun gündeme taşınacağına, hangi meselenin büyütülüp hangisinin unutturulacağına müdahale etmeye çalışan siyasi aktörler…
Özetle;
Bodrum’daki siyasi tabloyu domine etmeye çalışan şahıslar ve klikler.
Bunlar bazen iktidarın boş bıraktığı alanlara yerleşiyor.
Bazen muhalefetin içindeki çatlaklardan sızıyor.
Bazen de her iki tarafla aynı anda temas kurarak kendilerine alan açıyor.
Ve en tehlikelisi, kendilerini halkın üzerinde bir tür siyasi hakem pozisyonuna yerleştirmeye çalışıyorlar.
Kimin makbul, kimin problemli olduğuna…
Kimin konuşacağına, kimin susacağına…
Kimin önünün açılacağına, kimin kenarda tutulacağına…
Kimin görünür, kimin görünmez olacağına…
Sanki Bodrum’un siyasi kaderini belirleme yetkisi kendilerindeymiş gibi davranıyorlar.
İşte buna itirazım var.
Çünkü siyasetin görünmeyen patronları olmaya heveslenenlerin, halkın iradesinin üzerinde hiçbir meşruiyeti yoktur.
---
Asıl mesele de burada başlıyor.
Siyasetçi kararsız kaldıkça, başkaları cesaretleniyor.
Siyasetçi mevzi almaktan kaçındıkça, birileri kendisine yeni mevziler kuruyor.
Siyasetçi “bekleyelim, görelim” dedikçe, algıyı yönetenler “ben hallederim” diyerek sahaya iniyor.
Sonra da ortaya garip bir düzen çıkıyor.
Seçilmişler var ama siyasi irade zayıf.
Muhalefet var ama muhalefetin sesi parçalı.
İktidar var ama kentin sorunlarına karşı yeterince etkili bir müdahale yok.
Buna karşılık siyasi tabloyu domine etmeye çalışan şahısların ve kliklerin özgüveni ise maşallah yerinde!
İşte benim “algı vesayeti” dediğim şey tam olarak bu.
Demokrasi sandıkta başlar ama sadece sandıkta bitmez.
Eğer seçilmişlerin kararlarını, siyasetçilerin davranışlarını ve kamuoyunun algısını görünmeyen ilişkiler belirlemeye başlarsa orada artık demokratik siyasetin kendisi tartışmalı hale gelir.
---
Ve işin en acı tarafı şu:
Siyasetteki bütün bu kararsızlığa rağmen bazı işler nedense hiç aksamıyor.
İşte o “tuhaf istikrar” burada başlıyor.
Doğanın üzerindeki baskı istikrarlı.
Koylara yönelik iştah istikrarlı.
Kamusal alanlara yönelik ilgi istikrarlı.
Rant beklentisi istikrarlı.
Sermayenin hareket alanı istikrarlı.
Vatandaşın temel belediyecilik taleplerinin ötelenmesi de istikrarlı.
Yani siyaset bir konuda karar vermekte zorlanıyor.
Ama rant söz konusu olduğunda nedense herkesin pusulası şaşmıyor!
Ne garip tesadüf…
---
Bir tarafta geçim derdiyle boğuşan, altyapı sorunlarıyla uğraşan, suyu, ulaşımı, çevresi ve geleceği konusunda kaygılanan Bodrumlular…
Diğer tarafta siyasi pozisyonlarını korumaya çalışanlar…
Bir başka tarafta ise bu kararsızlık ortamını fırsata çevirerek siyasi tabloyu kendi hesapları doğrultusunda şekillendirmeye çalışan şahıslar ve klikler…
Ve bütün bunların ortasında giderek küçülen bir şey var:
Yurttaşın siyasete olan güveni.
Bodrum’un kaybettiği yalnızca zaman değil.
Kamusal alan kaybediyoruz.
Doğa kaybediyoruz.
Su kaybediyoruz.
Sosyal adalet duygusu kaybediyoruz.
Ve en önemlisi, yaşanabilir bir kent hakkımızı kaybediyoruz.
---
Ben artık Bodrum’un gölge oyunlarından yorulduğunu düşünüyorum.
Kapalı kapılar ardında kurulan hesaplardan…
Kimin kimle ne kadar yakın olduğunun siyasi ölçü haline getirilmesinden…
Algıyla gerçekliğin birbirine karıştırılmasından…
Siyasetin, birkaç şahsın ve birkaç kliğin kişisel nüfuz alanına dönüştürülmesinden…
Ve en önemlisi, seçilmiş siyasetçilerin kendi iradelerini başkalarının oluşturduğu atmosfere teslim etmesinden…
Bodrum’un bunlara karnı tok.
Bu kent, kendisini yönetecek insanların başkalarının gölgesinde yürümesini değil, kendi ayakları üzerinde durmasını istiyor.
İktidardaysan iktidar gibi davran.
Muhalefetteysen muhalefet gibi davran.
Belediye başkanıysan makamının sorumluluğunu taşı.
Siyasetçiysen halkın karşısında açıkça dur.
Ama kimsenin kendisini Bodrum’un siyasi aklı, vicdanı, hakemi ve sahibi yerine koymasına da izin verme.
Çünkü Bodrum kimsenin siyasi mülkü değildir.
Hiçbir şahsın nüfuz alanı değildir.
Hiçbir kliğin oyun sahası hiç değildir.
Bodrum, burada yaşayan insanların kentidir.
Ve bu kentin geleceğini de birkaç kişinin algı operasyonları değil, yurttaşın iradesi belirlemelidir.
Aksi halde hepimiz aynı havayı solumaya devam edeceğiz.
Fakat oksijen giderek azalırken karbondioksit siyaseti büyüyecek.
Ve bir gün dönüp baktığımızda, yalnızca Bodrum’un doğasını değil, bu kentte özgürce ve onurlu biçimde yaşama irademizi de nefessiz bıraktığımızı fark edeceğiz.
İşte o gün mesele artık kimin kimi domine ettiği olmayacak.
Mesele, hepimizin neden sustuğu olacak.










