Muğla’da Basın, Siyaset ve “Tencere Dibin Kara”
Muğla son günlerde yine tanıdık bir tartışmanın içinde. Bu kez sahnede bir belediye danışmanı ile bir haber sitesinin sahibi var. Karşılıklı suçlamalar, açıklamalar, sosyal medya paylaşımları…

Muğla son günlerde yine tanıdık bir tartışmanın içinde. Bu kez sahnede bir belediye danışmanı ile bir haber sitesinin sahibi var. Karşılıklı suçlamalar, açıklamalar, sosyal medya paylaşımları… Her iki taraf da kendisini haklı, karşı tarafı ise ölçüsüz buluyor.
Danışman cephesi, kişilik haklarının ihlal edildiğini söylüyor. Yapay zekâ ile hazırlanmış küçültücü animasyonların ve içeriklerin “haber” diye servis edildiğini dile getiriyor. Haber sitesi sahibi ise farklı bir tablo çiziyor. Ona göre danışman basına karşı ölçüsüz davranıyor ve hatta kendisini belediyeden para sızdırmaya çalışmakla suçluyor. O ise böyle bir şeyin hiç yaşanmadığını ifade ediyor.
Elbette bu iddiaların hangisinin doğru olduğunu hukuk ve zaman gösterecektir. Ancak ortada daha büyük bir mesele var: Basın ile siyasetin birbirine nasıl baktığı.
Gazeteciliğin temelinde eleştiri vardır. Sert eleştiri de vardır. Ama bu eleştirinin kişilik haklarını zedeleyen, itibarsızlaştırmayı hedefleyen bir noktaya savrulması gazeteciliğe de zarar verir. Çünkü gazetecilik bir hesaplaşma alanı değil, kamunun doğru bilgiye ulaşma aracıdır.
Öte yandan siyasetin de basınla kurduğu ilişki giderek başka bir yere evriliyor. Bugün birçok siyasetçi basını yaptığı haberin niteliğine göre değil; takipçi sayısına, aldığı beğeniye, yorum sayısına ve tıklanma rakamlarına göre değerlendirme eğiliminde. Sanki gazetecilik bir kamu görevi değil de sosyal medya yarışmasının parçasıymış gibi…
Daha da dikkat çekici olan ise şu: Siyasetin basınla olan ilişkisi, bazı siyasetçilerin eleştirel basınla mesafe koyarken kendisine yakın mecraların büyümesini teşvik ettiği bir tabloyu ortaya çıkarıyor. Başka bir ifadeyle, kimi siyasetçiler için mesele basının özgürlüğü değil; kendi basınını oluşturabilmek haline geliyor.
Oysa sağlıklı bir demokraside basın siyasetçinin alkış ekibi değildir. Siyasetçi de basının hakemi değildir.
Basın eleştirir, siyaset katlanır. Siyaset cevap verir, basın sorgular. Bu denge bozulduğunda ortaya çıkan şey gazetecilik de olmaz, siyaset de.
Muğla’da yaşanan tartışmaya biraz dışarıdan bakınca insanın aklına eski bir söz geliyor:
“Tencere dibin kara, seninki benden kara.”
Çünkü bu tartışmada herkes birbirine ayna tutuyor, ama kimse aynaya bakmıyor.










